Öz Değerlerinizden Hangi Koşullarda Vazgeçerdiniz?

Cesaret, yürekli olmakla oldukça yakından ilişkili bir kavram. Yürekliliğin yanı sıra, risk, başkaldırı, hayli ileri seviyede farkındalık, rahatsızlık ve mevcut duruma tahammülsüzlüğü de içinde barındırıyor. Gündeme bomba gibi düşen ve bir anda haftanın en çok okunan haberi olan reddi kraliyet (bu tabiri ben yarattım, İngilizler de sağolsunlar Brexit’le yetinmeyip hemen Megxit tabirini türetmişler😊) konusu tam da bu cüret kavramını tetikledi bende.


Düşünsenize, her şey güllük gülistanlık olsa, kim kraliyet ailesinden çekilmeyi aklına getirir ki? Belki milyonlarca kız, Meghan’ın düğün törenini izleyip “prensesler gibi” hayal kurarken, Meghan aile arasında bir nikahı tercih ediyordu; ya da gerçek bir sarayda yaşamak yerine çocuğuna kendi mütevazı evinde bakmak istiyordu. “Bir şeye dayanmak yetmiyor, yaşamak bu değil” noktasına gelmiş en sonunda kadın. Tam bir “dışı seni, içi beni yakar” durumu anlayacağımız üzere.


İngiliz basınında, Meghan’ı “ünlü olmaya çalışmakla” suçlayanlar var; bence o, tahammül sınırını çoktan aşmış bir kadın sadece. Öte yandan, Prens Harry’de de çocukluktan kalan yaraların birikimi söz konusu. Annesinin açgözlü paparazzilere kurban oluşuna 13 yaşındayken tanıklık eden bir insanın, sevdiği kadının da aynı şekilde magazin dünyasının metası haline gelmesine göz yumması kolay değil. Kim bilir belki de, çocuklarının kendisiyle aynı kaderi paylaşmasından bile korkuyor olabilir. Evet, babaannesi II. Elizabeth, neredeyse babasını bile gömecek durumda olduğundan, kendisinin kral olma şansı oldukça düşük; ama yine de ortada takdire şayan bir cüret var.


Hepimiz kendi hayatlarımızın değerli prens ve prensesleriyiz, o nedenle bir düşünün: Sizin vazgeçemeyeceğiniz öz değerleriniz neler, hangi korkularınız için ailenize ya da yakın çevrenize sırtınızı dönecek cesareti gösterirdiniz? Bu noktada, ihtiyacı olan herkese cesaret dilerken, sizleri “Ne bir kürk ister bu şen gönlüm, ne bir han ne de saray lara lay la lalalay”dizeleriyle uğurluyorum.😊 ~e