Arpa, Buğday İsteyen 🍞

İlkokul çağlarım 1994-1999 yıllarına denk düşer. Bir devlet okulunda okudum ve her sene yerli malları haftasını kutlayışım dün gibi aklımda.


Amasya elmasıyım,

Meyvelerin başıyım.

Al sarı yanağım var,

Beni yersen kan yapar.


Kız kardeşim benden 5 sene sonra benzer sıralardan geçti. Bugün ona sordum, siz kutlar mıydınız diye, pek etkili kutlamamış olacaklar ki, çok hatırlayamadı.


Hemen sonra, yıllarca devlet kurumlarında ilkokul öğretmenliği yapmış olan ve 2017’de emekli olan anneme döndüm, “kutlanmıyor muydu” diye. “Son dönemlerde kimse istemiyordu kutlanmasını, öğrencilerin getirdiği şeyler yerli malı olmaktan çıkmıştı, yerli malı bulamayan anneler kek / börek gönderir olmuştu, yerli malı kavramı anlamını yitirmişti” dedi.


Bir nebze şaşırmadım.


Tahmin edebileceğiniz üzere bu haftanın çıkışı Cumhuriyetin ilk yıllarına dayanıyor. Atatürk başkanlığında, 1923 yılında İzmir İktisat Kongresi toplanmış ve bu kongrede yurdun bağımsızlığının korunması, yerli mallar üretilmesi ve kullanılması kararı alınmış. Dönemin başbakanı İsmet İnönü 12 Aralık 1929 tarihinde TBMM‘de bu yönde bir konuşma gerçekleştirip ulusal ekonomi, yerli malı ve tutumlu olma konularının altını çizmiş. 1946 yılından itibaren Yerli Malı Haftası olarak kutlanmaya başlanmış. Aslında halen kağıt üstünde her yıl Aralık ayında kutlanıyor ama elimizde gurur duyabileceğimiz ne kadar yerli malımız kaldı, soru işareti.


Türkiye’nin tarım gerçeklerini öğrenmek için bir süredir yakından takip ettiğim Ali Ekber Yıldırım’ın bu yazısında da değindiği gibi; Türkiye, iklimi, coğrafyası, toprağı ve yetiştirebileceği ürün çeşitliliği sayesinde istese mevcut ihracat rakamını ikiye çıkarabilecek potansiyelde. (25 milyar dolar yerine 50 milyar dolarlık bir ihracat potansiyelinden bahsediliyor) Tabii ki, bazı ürünleri yetiştirmek mümkün olamayacağı için ithalat makul ölçüde kabul edilebilir ama bir zamanlar “tahıl ambarı” diye bildiğimiz ülkemizin, bugün dünyanın en büyük buğday ihracatçısı Rusya’ya bu kadar bağımlı olması insanı kahrediyor. Benzer hikaye ayçiçeği için de geçerli. Hafta sonu yaşanan ayçiçek yağı kuyrukları ne yazık ki hepimize “bunlar daha iyi günlerimiz” dedirtiyor. Düşünün öyle bir haldeyiz ki, 2021 yılında Rusya’dan tarım ürünü ithalat rekoru Türkiye'nin oluyor. Uzun yıllar Rusya'dan en fazla tarım ürünü ithal eden Çin ise ikinci sıraya düşüyor!


Son günlerdeki Ukrayna-Rusya Savaşı nükleer bir savaş halini alır mı endişesi çok korkutucu olmakla birlikte; savaşın 10 günlük seyri bile Türkiye dahil birçok ülkeyi sadece gıda anlamında (enerji konularına hiç girmiyorum bile!) silkelemeye yetti. Çünkü Rusya, bugün dünyanın en büyük buğday ihracatçısı konumunda ve yazıda da bahsi geçirildiği üzere tahılı bir silah haline getirmiş durumda. Peki acaba Türkiye, yıllardır daha etkili bir tarım politikası uygulasaydı, bugün tahıl potansiyelimizi masanın üstüne koyduğunda politik olarak daha etkin / bağlayıcı konumda olur muydu? Ne dersiniz?


Arpa, buğday isteyen,

Tarlaya tohum eker,

Gelecek kaygısını

Akıllı olan çeker.


Hepinize iyi haftalar dileriz! ~e