Benim Bedenim, Peki Kimin Kararı?

Bu hafta 2021 yapımı, Venedik Film Festivali’nden Altın Aslan ödülü ile dönen L’événementfilmini izledim. Türkçe’ye “Kürtaj” ismiyle çevrilen film, 1960’lı yıllarda kürtajın illegal olduğu Fransa’da üniversitede okuyan bir genç kızın yaşadığı sürece odaklanıyor. Hiçbir sağlık uzmanının el uzatmadığı, karnındaki çocuğun diğer mesulü erkek bireyin ve hatta kız arkadaşlarının bile sırt çevirdiği ana kahramanımız; yaşadığı hamilelik sürecini “Evet hastaydım. Bu yalnızca kadınların başına gelen, onları evlerine hapseden, ev işçisine dönüştüren bir hastalık.”şeklinde özetliyor. Film bence çok akıcı ve bir o kadar da vurucu, o nedenle izlemeye değer olduğunu düşünüyorum.


Öte yandan film boyunca aklıma takılan diğer bir konu ise, bugün özgür diye tanımlayabildiğimiz Fransa gibi medeni bir ülkenin dahi, çok uzak değil 60 yıl öncesinde ne kadar da kısıtlayıcı olduğu gerçeği. 60’lı yıllarda öğrenci ve kadın hareketleri sonucunda elde edilmiş bazı hakların bugün dünya genelinde artan muhafazakarlık trendi sebebiyle de risk altında olması da canımı acıtan başka bir konu. İnsanlık daha mı ileri gidiyor, yoksa 50-60 yıllık döngülerde tekrar başlangıç noktasına mı geliniyor tartışılır.


Geçtiğimiz haftalarda ABD Yüksek Mahkemesi’nin, ülke genelinde kürtaj hakkını anayasal olarak garanti altına alan 1973 tarihli Roe-Wade kararını” iptal etmesi de; Avrupa’daki birçok ülkeyi tedirgin etmiş durumda. Polonya gibi kürtajın neredeyse tamamen yasak olduğu bazı uç ülkeleri belki duymuşsunuzdur. Ne yazık ki, genel durum tahmin ettiğimden de kötü imiş: 52 ülkeyi inceleyen Avrupa Kürtaj Politikaları Atlası çalışmasına göre;


  • 31 ülke, kürtajı ulusal sağlık sisteminin mali kapsamına dahil etmiyor - bu, tüm kadınları ve kızları cezalandırıyor olsa da, özellikle görece dezavantajlı olan kadınları (düşük gelirliler, kırsal alanlarda yaşayanlar, seks işçileri ve belgesiz göçmenler vb) daha çok cezalandırıyor.

  • 19 ülke, kadınları kürtaj hizmetine erişmeden önce tıbbi açıdan lüzumsuz gerekliliklere katlanmak zorunda bırakıyor.

  • 26 ülke, sağlık çalışanlarının kişisel inançları veya keyifleri çerçevesinde hasta bakımını reddetmelerine izin vererek, kadınları potansiyel olarak ciddi tehlikeye atıyor.

  • 18 Avrupa ülkesi, insanlara kürtaj bakımı hakkında net ve doğru bilgi sağlayamıyor.


Atlasa bakınca insanın gözleri Türkiye’yi arıyor. Ülkemizde kürtaj yasak olmasa da, diğer sağlıksal ve izinsel etmenler göz önüne alındığında notumuz %54.5 ve renk kodumuz pek tabii ki kırmızı.


O nedenle dünyadaki çoğu kadının “Benim bedenim, benim kararım” diyebildiği noktaya ulaşmamıza daha çok zaman var gibi gözüküyor. Bir sonraki 50-60 yıllık süreç bakalım bizi nerelere getirecek? ~e