Bizim Milletin Çay Kahve Sevdası

İlham veren müzeler sohbetimizin ardından bu hafta eşimin kız kardeşini İstanbul'da gezdirirken İstanbul'daki müzelerin son 10 yılda çok yavaş da olsa gelişmiş olduğunu fark ettim. Eskiden Topkapı ve Dolmabahçe 2 saatte gezilip çıkılan yerlerdi. Fakat iki müze de epeyce genişletilmiş; İngilizce ve Türkçe açıklamalarla oldukça donatılmış. Topkapı'da yıllardır restore edilen mutfak bölümü açılmış, Dolmabahçe'de daha önce açık olmayan Muadiye (Bayramlaşma) salonu tüm ihtişamıyla ortaya çıkarılmış. Üstelik Dolmabahçe'de sesli kılavuzlar ücretsiz. Böyle olunca dinleye okuya 6 saatte gezdik her iki müzeyi de. 


Ve bir dolu yeni şey öğrendik. 😊 Örneğin çay ve kahvenin bizim için çok eski bir tiryakilik olduğunu. Anayurdu Güney Etiyopya olan ve dünyaya Yemen'den yayılan kahve İstanbul'a 1554 yılında gelmiş. Toplumun her kesimi tarafından kısa sürede benimsenen kahveyi öğütmek, pişirmek ve sunmak için birçok araç icat edilmiş. Kendimize özgü öğütme, pişirme ve sunma tekniklerimiz dünyaya “Türk kahvesi” olarak tanıtılmış. 


Çayın yaygınlaşması ise Sultan II. Abdülhamid (1876-1909) dönemi. Çayın gıda, şifa ve ticari özelliklerine önem veren sultan, çayın Osmanlı topraklarında ekilmesini istemiş. Ziraat müfettişleri çay ekimine uygun bölgeleri tespit edip, Japonya'dan alınan çay fidanlarını Bursa ve Trabzon'da ekmeye başlamış. Osmanlı'da giderek yaygınlaşan çay kültürü çay tarımını arttırmış. Üstelik Osmanlı saraylarında ayni İngiltere'de olduğu gibi kekli kurabiyeli çay saatleri geleneği varmış. Tabii bizim gibi sade ince bellilerde değil. Elmaslı yakutlu pırlantalı özel yapım bardaklarda. --z