Daha Sahici Bir Nesil Bizi Bekliyor

1988 doğumlu bir birey olarak Y kuşağı olarak tanımlanan kesimde yer alıyorum. Doğrudan veya dolaylı yollarla ifade edilen kuşak farklılıkları ise aslında hepimize ait bir gerçeklik. Gündelik yaşamımızda, daha Y jenerasyonunu bile bence tam anlamıyla içselleştiremediğimizi düşünürsek, bir de Z kuşağı bilinmezliği girdi gündemimize.



Hele ki, son zamanlarda 2000 ve sonrası doğumlu kuşağa dair (ön)yargıları gördükçe “ya bu konu etiketleyince çözülmeyecek, neden bu şekilde düşündüklerini anlamamız lazım” diye veryansın noktasındaydım.


“Anlamak, sevgilim, o bir müthiş bahtiyarlık, anlamak gideni ve gelmekte olanı.” Nazım Hikmet

Tam da bu sırada Evrim Kuran’ın “Nasıl Olunur” podcast serisindeki bölümü karşıma çıktı. Bir kuşak araştırmacısı olan Evrim Kuran’ın Nilay Örnek’le olan sohbeti o kadar güzel detaylar içeriyordu ki, dayanamadım ve son çıkardığı “Z Bir Kuşağı Anlamak” kitabını da bir solukta okuyuverdim. 120 sayfalık kitapta kuşakla/eğitimle/ülkemizle/toplumumuzla ilgili o kadar çok bilginin ve yorumun altını çizdim ki, neredeyse her bir maddeye dair saatlerce sohbet edebiliriz. Elimden geldiğince hoşuma giden detayları sizlerle de paylaşmak isterim:


  • Doğduğumuz dönem, makro düzeyde fırsatlarımızı ve dezavantajlarımızı belirlediği için kuşakların tetikleyici unsurlarını bu gözle ele almalıyız. Özetle, bizi ayrıştıran doğum yıllarımız değil, içerisine doğduğumuz konjonktür.  Z kuşağı da; küresel terörün, genç işsizliğinin, yetenek kıtlığının ve bulut teknolojilerinin içine doğmuş durumda.

  • Dünya ve Türkiye nüfusunun neredeyse üçte birini oluşturan Z kuşağı için anlamlı deneyimler ve diyalog/bağ çok önemli. Belki de bu nedenle klişe profillerden etkilenmek yerine “sahici” (authentic) insanlardan ve hikayelerden etkileniyorlar. (Dünün ABD başkan yardımcısı ve bugünün iklim aktivisti Al Gore ya da Greta Thunberg’in süper kahraman olarak atfedilmesi, TikTok’un çılgın popülaritesi, Ezhel ya da Gazapizm fanatikliği işte bu sebeple çok anlaşılabilir) Yani bugün 15 yaşında birini etkilemeniz için, ağzınızın iyi laf yapması değil, dolu ve ilginç laf yapması gerekiyor. Türkçe’ye zırva / boş laf diye çevirebileceğimiz “bullshit” devrinin sonuna geldiysek, ne mutlu bize!

  • Sahici olmak kadar önemli bir değer de, adalet! Benim kuşağım için de, bir hayli önemli olan bu değer, Z kuşağında daha da belirgin bir hal alıyormuş. Z kuşağında adaletsizliğe verilen tepki ise, öfke! Öfke bana göre, dozunda olduğu ve sonrasında kişiyi yapıcı hamlelere ittiği müddetçe, oldukça sağlıklı bir duygu; ama tam tersinin bizleri nasıl bir dünyaya itebileceğini düşünmek bile istemiyorum.


Kitapta, dünyadaki ve Türkiye’deki Z kuşağı bireylerine dair onlarca istatistiki verinin yanı sıra, ebeveynlere, eğiticilere, şirketlere öneriler ve Z kuşağına mektup da yer alıyor. Ama bana kalırsa, tüm düğüm “anlamak” ve “iyi insan olmak”ta çözülebiliyor. (Ha bu arada, anlamak ve empati önemli diye, yıllarca reklamlarında mutluluğu sahiplenen Coca-Cola'nın şimdi de empatiyi sahiplenmesi bence asla “sahici” olmuyor.) ~e