Gençlik Ateşi

Bir süredir Greta Thurnberg’i büyük bir aşkla takip ediyordum, bu hafta listemdeki genç aktivistlere birkaç tane daha eklendi. Amerikalı bir hocam, ABD’de önü alınamayan silah satışları ve terörünü protesto eden Emma Gonzalez’den bahsetti; Emma’yı izlerken David Hogg - Lauren Hogg kardeşleri keşfettim.



Şimdi biz “yetişkin” olduk ya, bu “genç”leri izlerken zihnimden şöyle düşünceler geçtiğini fark ettim: “Vay be, 18 yaşındalar ama nasıl da konuşuyorlar…” “Nasıl binlerce kişilik bir topluluğa hitap ediyorlar…” “Ay biz 18 yaşındayken dedikodu yapıyorduk…” 


Fark ettiğim bu düşünceleri de garipsedim.


İçinde biraz doğruluk payı var, yok değil. Evet, saçma sapan şeylere ağlayıp, saatlerce kim ne demiş, kim kime bakmış diye konuşuyorduk. Öte yandan, 18 yaşındaki halimin isyanını da hatırlıyorum. Anneme - babama isyan, toplumun baskılarına isyan; yetişemediğim sınavlara, kitaplara, sorumluluklara isyan; erkek arkadaşlarıma isyan, kız arkadaşlarıma isyan. Yetişkinler tarafından doğru ya da normal olarak kabul edilen şeylerin nasıl mantık dışı geldiğini, ve o isyanın beni nasıl harekete geçirdiğini hatırlıyorum. Ve yaşımın gençliğine bakmadan burnumu soktuğum ciddi konuları, atıldığım projeleri de.

Bir yerlerde şöyle bir söz okudum geçen gün: Bugüne kadar yaşadığımız her yaş, aslında hala içimizde. Yani bugün 31 yaşındayım ama, 18 yaşındaki halim de hala benimle. Etrafımdaki bu genç aktivistleri gördükçe, o 18 yaş halime biraz daha tutunasım, ölü toprağımı atıp silkinip, değer verdiğim şeyler için biraz daha savaşasım geliyor. --z