Hayalcim Neredesin?

Geçtiğimiz günlerde liderlik üzerine dinlediğim bir konuşmada, liderliğin “hayalperestlik” boyutundan bahsedildi. İyi bir lider; hayal kurup, çevresindekileri kurduğu hayale inandırıp bu hayal için koşturabilecek kişi olarak tanımlanıyor. Bakınca, Martin Luther King’in meşhur “I Have a Dream” konuşması da sanki bu tanımın hayat bulmuş hali değil mi? Oysa düşünüyorum da, özellikle kurumsal hayatta ne kadar az duyuyoruz hayal kelimesini. Ortalık hedef, amaç, strateji, taktik vs kaynıyor da, peki hayaller nerede?


İnce bir dengesi var hayal kelimesini zikretmenin. Her şeyden önce, “hayal”, bahsi geçen “hedef, amaç vb” kelimelere kıyasla içinde yoğun bir duygu barındırıyor. O duygu da, çoğu zaman karşı tarafa heyecan ve aksiyona geçme enerjisi yüklüyor. Öte yandan, hayal kurmanın ne yazık ki negatif algılanabilecek bir tarafı da var. Birileri çıkıp sizi “hayalperest, gerçeklerden uzak, ayakları yere basmayan” biri olarak yaftalayabilir. “Tamam bunlar iyi hoş da, lütfen kendi dünyamıza dönelim ve biraz gerçeklerden bahsedelim” diyerek inceden ince içinden gülebilir ve sizin heyecanınızı yok edebilir. İşte bu noktada yapılması gereken iflah olmaz bir hayalperest olmaya devam etmek. 💪


Peki yeterince hayal kurabiliyor muyuz ya da neleri hayal olarak tanımlıyoruz? Nasılsa olmaz diye ket mi vuruyoruz heyecanlarımıza yoksa hayal kurma pratiğinde genel olarak zayıf mıyız? Örneğin ben, bir tutkusunun/hayalinin peşinden koşan insanları gördükçe, “galiba ben hiç hayal kuramıyorum” diye kendimi sorguluyorum. Oysa belki de, günlük tempomda kendi hayatım ve hayatımı oluşturan etmenlere dair kalbimden geçen planlar/heyecanlar birer hayal ürünü ve benim onlara daha da çok sarılmam, onları hayal olarak benimsemem gerekiyor. Özetle, yeni hayalim daha çok hayal kurmak. 💭💡 ~e