İnsanın Anlam Arayışı (Hele de Şu Günlerde)

Yaşanan olaylar birbirine benzeyince günlerin haftalardan ve aylardan bile daha uzun geldiği bilim tarafından kanıtlanmış demiştik. Ama bilim bunu kanıtlamadan uzun zaman önce Viktor Frankl 2. Dünya Savaşı’nın konsantrasyon kamplarındaki deneyimlerinden bu içgörüye varmış ve ünlü kitabı İnsanın Anlam Arayışı‘nda bunu mükemmel bir şekilde anlatmış bile. 



Bu kitabı çok uzun zamandır okumak isteyip isteyip, en sonunda karantina günlerinde okumam çok anlamlı oldu… Anlaması güç dış koşullar ve tarifsiz bir global stresin içerisindeyken, hayatımı anlamlı ve yaşamaya değer kılan şeylerin çok daha basit ve burnumun önünde olduğunu hatırlattı bana Frankl. 


Eşim, ailem, dostlarım, çalışma arkadaşlarım; yazı yazmak, meditasyon öğretmek, teknoloji ürünleri ortaya koymak; içinde yaşadığım güzel şehir Paris, buraya 27 yaşında gelerek deneyimlediklerim, bugüne kadarki maceralarım, okuduğum (ve okumamı bekleyen) kitaplarım, düşüncesel ve ruhsal açılımlarım. Bu kişiler, işler ve deneyimlerin bende bıraktıkları izleri, bana verdiği iç güzellikleri ve anlamı hiçbir koşul silip götüremez. Onlar benim iç kaynaklarım olarak beni sevgi, huzur ve güç ile doldurmaya an be an devam edecekler.


İşte bu hayat dersiyle oturuyorum kitabı bitirdiğimden beri. 


Viktor Frankl konsantrasyon kamplarından kurtulduktan sonra kendi müthiş içgörüleriyle nörobilim ve psikoloji alanlarındaki deneyimlerini harmanlayarak, kendi logoterapi ekolünü tanıtıp yayıyor. Depresyon, anksiyete gibi girdapların gittikçe arttığı modern toplumda, kişilerin temel eksiğinin anlam olduğunu, ve bu anlamın da 1. bizim için önemli ilişkilerden, 2. bizim için değerli bir işten, 3. bizi zenginleştiren deneyimlerden geldiğini öne sürüyor. 


Bu kısa kitabın içinde şiirsel ve felsefik birçok hikaye bulacaksınız. Benim sevdiğim iki örnekten birisi, Frankl'ın çektiği eziyetler esnasında eşinin yüzünün gözünün önünden gitmeyişi, ve tüm o ızdıraplara eşini tekrar görme ihtimali için katlanışı. İkinci örnek ise birkaç saat içerisinde korkunç bir şekilde öleceğini bilen genç bir kadının minicik camın penceresinden çiçek açmakta olan bir ağacı sevgiyle izlemesi, “Korkmuyor musun?” sorusuna ise, “Buradayım- buradayım- hayatın kendisiyim ben, sonsuz hayatın.” diyerek cevap verişi. 


Bu etkileyici insanlık hikayelerinin yanı sıra size çokça da soru sorduracak bu kitap. Sizin için nelerin anlamlı olduğunu, nelerin ise önemsiz ya da katlanılır olduğunu kendinize itiraf edeceksiniz. Korona günlerindeki ruhsal yolculuğunuza eşlik etsin isterseniz, bu kitaba mutlaka göz atmanızı öneririm. ~z