“Kadın Yazar”: Sevgi Soysal


Yeni derdim: Türk kadın yazarları tanımıyor olmak. Geçen sene başladı bu farkındalık bende, Halide Edib Adıvar’ın iki romanını okuyup hayran kalınca. Sonra fark ettim ki, bir de Ayşe Kulin’i biliyorum kadın yazarlarımızdan. Düşünüyorum, düşünüyorum, aklıma tanıdığım başka kadın yazar ya da kadın şair gelmiyor. Hani öyle kulaktan dolma tanımaktan bahsetmiyorum. Yakından tanımaktan, birkaç kitabını okumuş, hayat hikayesini anlamış olmaktan bahsediyorum. Kendimden utandım. “Tüüüü sana Zeynep,” dedim kendi kendime. “Bir de yazar olmaya merakın var üstelik…”


Halide Edib’den sonra, derdimin ikinci durağı Sevgi Soysal oldu. Kendimi bir romana kaptırmaya ihtiyaç duyduğum günlerden bir gün, Remzi Kitabevi’ne girmiştim. Raflardan tat alamayınca, kitapçıda çalışan bir beyfendiden önerilerini istedim. “Ben ne okuyacağımı bilemeyince Sevgi Soysal okurum,” dedi. “Sevgi Soysal kim?” sorusuyla başladım, Yenişehir’de Bir Öğle Vakti’yle devam ettim, şimdiyse gözüm Sevgi Soysal’ın diğer kitaplarında: Tante Rossa, Yürümek ve Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu.


Yenişehir’de Bir Öğle Vakti’ni okuyunca, kitapçıdaki beyfendiyi çok iyi anladım. Böylesine akan, ama bir yandan da kafa açan, soruları derin, cevapları aydınlık romanlar hep bulunmuyor. Karakterler çok gerçek, o kadar gerçek ki yolda, sokakta karşılacağız neredeyse. Ve herbiri birbirinden çok farklı olan bu karakterlerin hepsini eşit derecede derinden tanıtıyor, anlatıyor, ve sevdiriyor bize Sevgi Soysal. Bu açıdan da çok yönlü, çok insani buldum kendisini.


Neden tanımıyormuşum ben Sevgi Soysal’ı bugüne kadar? Kendi cahilliğimden öte cevaplar aradım bu soruya. Annem Sevgi Soysal’ın çoğu kitabını okuduğunu söylüyor. Sanırım onların gençliğinde daha çok bilinen bir yazar. Peki ya bizim gençlik yıllarımıza neden ulaşmamış? 12 Mart dönemini anlattığı, sorulmaması gereken sorular sorduğu, kitapları toplandığı, hapishanede yattığı, sürgüne gönderildiği, solcu olduğu için mi? Daha kadın meseleleri ortada yokken kadın olmaktan bahsettiği, 3 kere evlendiği, hayatını dolu dolu yaşadığı için mi? Çok zamansız bir şekilde, 40 yaşında, meme kanserinden öldüğü için mi?


Ben bu sebeplerin hiçbirini yediremedim toplumumuza açıkcası. Sevgi Soysal, 1936 - 1976 gibi kısacık bir hayata, o önemli dönemlerin tatlarını müthiş bir ustalıkla yansıttığı birçok eser sığdırmış. Kendisinden daha kısa süre yaşamış ve daha önce ölmüş erkek yazarlarımızı (örneğin 1914-1950 yılları arasında, sadece 36 yıl yaşayan Orhan Veli Kanık’ı) çok çok iyi tanıyoruz. Politik kimliği olan erkek yazarlarımızı yüceltmeyi de biliyoruz. Ama Sevgi Soysal’ı araştırırsanız hakkında çok da bir şey bulamayacaksınız. Bulduklarınız ise “kadın yazar” başlığı altında sunulacak size. Sanırım o kadar azlar ki bu kadın yazarlar, illa “kadın” kelimesini koymak zorunda kalıyoruz “yazar” kelimesinin önüne.


Hadi siz iyisi mi, Sevgi Soysal’ın hayatına (nedense sayfanın İngilizce'sinde daha detaylı bilgi var) ve eserlerine bir göz gezdirin. Hatta bir tanesini alıp (belki yeniden) okuyun. Bir de kızıyla yapılan ve Sevgi Soysal’ın kendi sesinden kesitleri barındıran bu aşağıdaki söyleyişiyi bir izleyin. Bana radyodaki sesi, kitabındaki sesi gibi yumuşacık geldi.


Herkese mutlu pazarlar! ~z




Image by Paul Weaver

Haftaya pazar e-mail kutunuzdayız!