Lauterpacht ve Lemkin

Bu hafta Putin’in Bucha’daki caniliğini okurken, tarihin bilmediğim bir sayfasına denk geldim. Peter Pomerantsev, Time dergisindeki yazısında, Ukrayna’nın tarih boyunca belki de Avrupa’ya olan coğrafi yakınlığı sebebiyle küresel felaketlerin daha görünür hale geldiği yer olduğunu söylüyordu. Bu kadar felakete ve caniliğe tanıklık eden topraklardan bazı gelişim ve çarelerin de çıkmasına şaşırmamalıyız diyip, Hersch Lauterpacht ve Raphael Lemkin’in hikayelerini anlatıyordu. Bu iki ismi daha önce hiç duymamıştım.


(Eğer hatırlamak isterseniz, Ukrayna'nın tanıklık ettiği felaketlerden bazıları şöyle: 19. yüzyılda, çarlar Ukraynaca kitapları, okulları yasaklıyor, Ukrayna’ya “Küçük Rusya” adını veriyor. 1930larda, Stalin 3.9 milyon Ukraynalı köylüyü açlıktan ölmeye sürüklüyor, Ukraynalı entellektüel ve sanatçıları öldürüyor. 1970lerde Ukraynaca dilinin haklarını isteyen muhalifler onyıllar süren hapis cezalarına mahkum ediliyor. Ukrayna, tarihin en kötü Musevi katliamlarından birine, Tatarların Kırım’dan sürülmesine, 2. Dünya Savaşı’nın en kanlı savaşlarına da tanıklık ediyor.)


Arkada ortada oturan, Hersch Lauterpacht

Hersch Lauterpacht, 1900lerin başında Lviv’de, pogromların ortasında doğan Musevi bir avukat. Uluslararası hukuk üzerine doktorasını 1925’te London School of Economics’te tamamlıyor. 1941’de Nazilerin Lviv’i ele geçirmesiyle birlikte anne ve babası soykırımda öldürülüyor. Yaşadığı bu acı deneyimler onu, bireylerin, yaşadıkları devletin sınırlarının ötesinde bazı haklara sahip olması gerektiğine inandırıyor. Ve “insanlığa karşı suçlar” kavramını öne sürüyor. Bu kavram Nuremberg davalarında Nazilere karşı kullanılıyor. Lauterpacht, “Uluslararası hukuk, hukuğun ufuk noktasıdır,” diyor, ve 1940larda aktif bir şekilde insan hakları aktivizmi yapan nadir uluslararası hukukçulardan biri oluyor.


Raphael Lemkin

Raphael Lemkin ise eğitimini Lviv’de tamamlamış Polonyalı bir avukat. O da soykırım (“genocide”) kavramını buluyor ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1948’te kabul edilen Soykırım Sözleşmesi’nin yazımını başlatıyor. Soykırım kavramına ilk başta tepki gösterilse de, sonrasında bu kavram Nuremberg davalarında Nazilere karşı kullanılıyor.


Acının olduğu yerden ışık çıkıyor evet, ve bu açıdan bakıldığında Ukrayna'dan çıkan bu tarihsel gelişimlere şaşırmamak lazım. Öte yandan, keşke tarih artık, hele de 2020lerde, insanlığa karşı suçlara, savaş suçlarına, masumlara edilen eziyetlere tanıklık etmese…


Işığınızın acınıza iyi geldiği güzel bir bayram haftası olsun hepinize. ~z

Image by Paul Weaver

Haftaya pazar e-mail kutunuzdayız!