Modernlik Safsatası

Geçtiğimiz hafta, sektörün popüler pazarlama etkinliklerinden olan Brand Week’e 1 gün katıldım. Program zaten Ekrem İmamoğlu ile başladı. Her projesini hayranlıkla dinlediğim sayın/sevgili başkanım sahnede mükemmeldi. (Hala duymayanlar için, ortak aklı destekleyen ve vatandaşı dinleyen İstanbul Senin platformunu bir kez daha paylaşmak isterim. Bilmek yetmez ama, katılmamız da gerek, bu ayrı. 😊)


Birçok güzel konuşma dinledim, ilerleyen haftalarda ara ara bahsedebileceğim içerikler de edindim. Ama bu hafta Bayer Tüketici Sağlığı Grubu’nun global pazarlama ve dijital sorumlusu Patricia Corsi’ye değinmek istiyorum.


İnsan izleyici/dinleyici koltuğunda oturduğunda sahnede karizmatik profiller görmeyi bekliyor hep. (Neden?) Patricia Corsi ise sahneye süper “havasız” bir şekilde çıktı. Bence kıyafetine çok özenmemişti; bu kadar insanın içine çıkıyor, saçlarına fön bile çektirmemişti. (Özeleştiri yapma vakti: Nasıl oluyor da bu kadar feminist geçinip, hemcinsime karşı böyle yargılayıcı olabiliyor zihnim? Ne önemi var halbuki fönün ya da kıyafetin?) Ama Patricia, kısa sürede benim için devleşti. Önyargılarımdan dolayı kendimden utandıkça ve “asla böyle düşünmemelisin” dedikçe, o sahnede çok temel şeyleri anlatarak herkesi düşünmeye itti.


Konuşmanın ana teması, bir pazarlamacı ya da iş profesyoneli olarak “modernlik safsatası”na bu kadar takılmamamız gerektiği idi. Bazı şeyleri “dijital” olarak nitelendiriyoruz, dijital ekipler kuruyoruz. Peki dijital demediğimiz herkes ya da her iş analog mu? Kavramları bu kadar ayrıştırmak yeni hibrit dünyamız için ne kadar doğru? Modernlik namına bir pazarlama kampanyasının briefini yüzyüze vermek yerine, email ile yollamak yaratıcı sonuçları ne kadar tetikleyebilir ki? Ya da tüm gün evde, reklamsız şekilde Netflix izleyip, ofise geldiğimizde tv reklamlarını odağımıza almamız ne kadar akılcı? Karar alırken esas yapmamız gereken ve çoğunlukla unuttuğumuz şey konuların “insan” tarafı oluyor. Yeni trendlere, modern yöntemlere kaptırıyoruz bazen akıllarımızı ve aslında en çok kendimizin nasıl düşündüğünü unutuyoruz sanırım. --e