Risk Toplumuna Merhaba

Tarım toplumu, feodal düzen, sanayi devrimi vs diye evrimleşen sosyal yapımızın geldiği son noktayı “modern toplum” ya da “endüstriyel toplum” olarak nitelendirir vaziyetteydim. Oysa ki, geçtiğimiz haftalarda yaptığım bir okumada tam da “risk toplumu”nun içinde olduğumuza aydım! Risk toplumu dediğimiz, bir nevi modern toplumun ikinci, güncel sürümü.



Risk toplumu kavramı, 1980’lerin sonlarında Alman sosyolog Ulrich Beck tarafından ortaya atılıyor. Zamanlama manidar, çünkü Çernobil faciası da tam bu dönemlere denk geliyor. Risk toplumunu; modernleşme adını verdiğimiz mega düzen tarafından yaratılan tehlike ve güvensizlik ortamı olarak özetleyebiliriz. Eski imparatorluklarda alışık olduğumuz “düşman” kavramının yerini, risk ve tehditlere bırakması gibi düşünebilirsiniz. Büyük bir felaket düşüncesinin kendisinden ziyade, bizlerde bıraktığı risk duygusunun hakimiyeti söz konusu. Kitlesel medya araçları ile pompalanan histeri ve korku duyguları da bu risk halinin en büyük yardımcıları. Beck, risk toplumunu 3 temel özellikle özetlemiş, bakınca Korona virüs dönemimizle benzerlikler bulacağınızdan eminim.


  1. Yerel olmama (delocalization): Korkulan risk asla bir coğrafyayla ya da bir kişiyle sınırlandırılamaz. Tek bir ülke ya da kişi sorumlu olamayacağından, herkes birbiriyle aynı gemide. Bu ideal bir düşüncede dayanışma yaratabileceği gibi, “organize sorumsuzluk” da yaratabilir. Ki bence, bu bananeci bakış açısını, bugün salgına rağmen maske takmayarak sokağa çıkan kişilerde ya da kriz anında bencilce karar veren ülke liderlerinde görebiliyoruz.

  2. Hesaplanamaz sonuçlar (incalculability): Resmi çizilen risklerin sonuçları çoğunlukla öngörülemez, farazidir. İnsanlar, sonucun ne olacağını, yarının ne gibi sıkıntılar doğurabileceğini bilmeden o riskle baş başa bırakılır. Bu psikolojik durum da, kaos ve histeriyi doğal olarak tetikler.

  3. Geri-döndürülememe (non-compensatability): Modernleşmenin getirdiği çoğu hasar, geri döndürülemeyecek boyuttadır. Küresel ısınma, terörist saldırılar, biyolojik silahlar bir kez yaşanmaya görsün, artık geri dönmek için çok geç.


Tüm bu endişe ve tehdit hali, herkesi kırmızı alarm noktasına taşımaya yetiyor. Makro düzeyde ülkeler kendi yetkinliklerine sarılırken, birey bazında bizler kendimizi ekmek yaparken buluyoruz. Yaşadığımız bu salgının yarın ne getireceğini bilememekle birlikte, şu an içinde olduğumuz düzene “işte modern düzenin artçısı risk toplumu” diyebildiğim için, sanırım sürece biraz daha sakin yaklaşabiliyorum. Ama “Bir sonraki global risk ne olacak?” diye düşünmeden de duramıyorum. ~e