Tarihi Lizbon Depremi ve Vizyoner Lider

Lizbon, Avrupa’da en çok görmek istediğim şehirlerin başında geliyordu ve sonunda bu güzel şehrin tadını çıkarabildim! 7 tepeli, tramvaylarıyla görselleştirilmiş bu şehri İstanbul’a benzeten çok kişi oluyor, bense bu yazımda Lizbon’u bugünkü haline taşıyan tarihi bir dönüm noktasından bahsetmek istiyorum.


1755 yılının, Azizler Günü olarak kutlanan 1 Kasım sabahında, zaten ağır Katolik olan Lizbon halkının çoğu kiliselerde ayin için toplanmıştı. Mumlar yakılmış, dualara başlanılmıştı. Tam o sırada tarihin en büyük depremlerinden sayılan ve Richter ölçeğine göre 9 büyüklüğünde bir deprem dakikalarca şehri sallamaya başlıyor. Depremin bitmesini takiben, bahsi geçen mumların alev almasıyla bu sefer de şehirde yangınlar baş gösteriyor. Felaket burada da bitmiyor. Depremin artçı etkisiyle tsunaminin de kollarına düşen Lizbon’da yaklaşık 60 bin kişi yaşamını yitiriyor ve şehrin nerdeyse %85’i harap oluyor.


O dönemlerde Katolik halk tarafından hor görülen, dinle çok ilgisi olmadığına inanılan hayat kadınları ve berduşların yaşadığı yüksek tepeli Alfama bölgesi ise en az zararla bu olayı atlatıyor. Bu çelişkili durum sadece Portekiz’de değil, dönemin Avrupa entelektüelleri arasında bile dinin sorgulanmasına dair ilk fişeği atıyor.


Şehir harap, binlerce ölü var ve hemen harekete geçilmesi gerekiyor. Dönemin başbakanı, Marquis of Pombal, kiliseyi karşısına alarak “Ölüleri gömün, yaşayanları iyileştirin” cümlesiyle, tüm ölüleri yıkık gemilere yükleyip denizde yakıyor. Böylece şehirde baş gösterebilecek olan salgın hastalıkların önüne geçmiş oluyor.


Marquis of Pombal; bazı uzmanların, bu büyük tahribat sonrasında “şehri tamamen terk edelim, yeniden şehri kurmak bize pahalıya mal olur” önerilerine aldırış etmeden şehri yeniden planlama kararı alıyor. Eski dar sokakların yerine, geniş bulvarlardan ve sokaklardan oluşan yepyeni bir şehir planı ortaya konuyor. Olabilecek bir sonraki depreme hazırlıklı olmak adına da, tarihin belki de ilk depreme dayanıklı binaları o dönemde yapılmaya başlanıyor. Taştan yapılan binaların iç yapısında yoğun ahşap kalıplar kullanarak, binaların esnek bir yapıda olmasını sağlıyor. (Bu şekilde binalar sallansa da, esneklikleri sayesinde daha zor yıkılacak bir kıvama geliyor) Pencere önüne konan saksı gibi şeylerin düşmesi bile yüzlerce insanın canına mal olduğu için, binaların çoğunda pencere önü gibi detayların olmasını yasaklıyor. Bu ve buna benzer, çağının çok ilerisinde kararlar sayesinde şehrin birkaç ay içerisinde toparlanmasına öncülük eden vizyoner siyasetçi Marquis of Pombal, bugün hala Avenida da Liberdade’ın sonundaki görkemli heykeli ile Lizbon’a gözü gibi bakmaya devam ediyor. ~e