Ufak Bir Pencere: Maudie

Modern yaşamın hepimize zorla kabul ettirmeye çalıştığı “daha fazla, hep biraz daha fazla” öğretilerinin aksine, birçoğumuz bugünlerde elimizdekilerle yetinmenin, şükretmenin önemini biraz daha hatırlıyoruz. Özellikle sosyal kıyaslama etmenleriyle körüklenen hırslarımız, algılarımız; ilişkilerimizi, zihnimizi ve yüreklerimizi biz farkında olmadan yaralıyor ne yazık ki. Tüm bunları bir kez daha fark etmemi sağlayan 2016 yapımı Maudie” filmini de bu sebeple öneriyorum sanırım. (Netflix Türkiye'de mevcut)


İşte bir pencere önü karesi: Sally Hawkins, Maud rolünde süper bir oyunculuk sergiliyor

Kanadalı folk sanatçısı Maud Lewis’in gerçek yaşam hikayesini anlatan bu biyografik filmi izlerken yeniden hatırladığım birkaç nokta vardı, bunları sizlerle de paylaşmak isterim:


1) Annemin hep söylediği gibi “İnsanı huy sevdirir.” Maud, belki de sevmeyi bilmeyen eşini, sakinlikle, iyi davranışla, itaat ve isyanı dengeli kullanarak, daha başka bir erkeğe dönüştürüyor. (Başka bir erkek dediğimde, lütfen romantize olmuş şablonları düşünmeyin. Sevmeyi bilemeyen ya da her gün kendi kalbine beton dökmüş gibi davranan bir insanın attığı bir adımın, ne kadar anlamlı olabileceğini unutmayın.)


2) Herkes kendi evinin önünü çiçek gibi yapsa, dünya ne renkli, ne tatlı olur. Maud, o mini minnacık kulübelerini öyle güzel kılıyor ki, bir an odamı boyayasım gelmedi değil. Hazır hepimiz evdeyiz, bir bakmak lazım hangi köşeyi nasıl güzelleştiririz diye.


3) Maud’un yaptığı tatlı kartpostalların ünü Amerika Başkanı Nixon’a kadar ulaştı. Bu noktada, Maud’a inanan Sandra’nın etkisi paha biçilemez. Size inanan aileniz, şirketinizdeki sponsorunuz, “yaparsın” diyen partneriniz, sizi gaza getiren dostlarınız, içinizdeki minik çocuk… Her ne şekilde olursa olsun, size inanan birilerinin olması çok kıymetli. Çevrenize bir bakın, size kimler inanıyor, kimler sizin yanınızda? Onlara da içten içe ya da açık açık teşekkür edin.


4) Aile çok önemli ama kan bağına inanmıyorum. Sevmek, sevilmek iyi ahlakla ilişkili. Kardeşiniz bile olsa, eğer size değer vermiyorsa, sizin iyiliğinizi gözetmiyorsa, ne anlamı kaldı ki kan bağının?


5) Maud ömrü boyunca eklem iltihabı hastalığı (romatoid artrit) ile yaşayan ve buna rağmen vazgeçmeyen, bu durumunu dramatize etmeyen biri. Her şeyin başı sağlık diyoruz, ama hepimiz her an sağlıksal problemlerle yüzleşebiliriz. Umarım yaşamayız tabii ki, ama yılmamak ve durumla barışmak çok değerli.


6) Son olarak, Maud’un da dediği gibi bir pencere yeter aslında hepimize. Her gün başka bir güzellikle karşılaşabileceğimiz, mevsimlerin geçişlerini, çiçeklerin açısını görebileceğimiz, en önemlisi hayaller kurabileceğimiz bir pencere belki yeter de artar, özellikle de bugünlerde. ~e


“I love a window. A bird whizzing by, a bumblebee, it’s always different. The whole of life already framed right there.” - Maud Lewis