Co-founder Cennetinde No-founder Olmak

Son beş senedir sanki Linkedin’de bir co-founder enflasyonu var. Kafamı nereye çevirsem birileri bir yerde bir iş kurmuş, co-founder (kurucu ortak) olmuş gibi geliyor.


Üstelik de bu yeni girişimlerin bazılarının aldığı yatırımlar dudak uçuklatan cinsten. Bunları görünce, bir de üstüne arkadaşlarla konuşunca, bir düşünce toz bulutu başlıyor: Biz mi bi yerde yanlış yaptık konuşmaları, ah üniversitedeyken kuracaktık bir şeyler elbet biri tutardı iddiaları… Yoksa treni kaçırdık mı? Aslında aklımız da çalışıyor?! Yapanlar bizden daha mı iyi sanki. Bak yurtdışında bilmem ne bir uygulama geliştirmiş sonra şirketi bilmem kaç milyon dolara satmış. Baya koyu muhabbet çıkıyor genelde bu konulardan. 




Peki neden bu konular bu kadar ateşli konuşmalara neden oluyor diye düşününce ilk aklıma gelen bir kuşak-kültür çatışması içinde büyüdüğümüz oldu. Bir yandan bizim kuşak (1981-1996 arası doğmuş Y kuşağı, yani Millenials) Apple, Google, Facebook gibi şirketlerin milyar dolarlık şirket olmalarına, üniversite terk Steve Jobs’ların, Mark Zuckerberg’lerin sıfırdan bir imparatorluk yaratmalarına tanıklık ederek büyüdü. Öte yandan da kültürümüzün aşıladığı iyi bir okul bitir, bir mesleğin (kolunda bir altın bileziğin) olsun düşünceleri… Dahası “girişimci” kelimesinin toplumdaki algısı bile 2000’lere kadar (hatta belki 2010?) daha çok küçük esnafı çağrıştırıyor. Hatta aklıma nedense Şener Şen’in Neşeli Günler filminde oynadığı Ziya karakteri ve kendisinin sıkça karşılaştığı “Atma Ziyaaaa…” nidalarını getiriyor.



Halbuki iş kurmak yatırım almayı, yatırım almak bir hayali anlatmayı, bir hayali anlatmak da biraz atmayı gerektirir. Steve Jobs acaba Apple’ın ilk bilgisayarı Machintosh’u geliştirirken “Atma Steve…” nidalarıyla karşılaşmış mıdır, yoksa bu biraz bizim kültüre özel bir şey mi?


Bir diğer neden de sanırım orda burda duyduğumuz “milyon dolarlık yatırımlar” değirmeninin suyunun nereden geldiği konusunda kafamda oluşan soru işaretleri. Fakat geçen gün okuduğum Ray Dalio’nun bir yazısı bir nebze de olsa bu konuda beni aydınlattı. Kısaca özetlemek gerekirse ekonomik büyümeyi sağlamak ve enflasyonu arttırmak için merkez bankalarının bastığı para nedeniyle piyasada bol miktarda para olduğunu söylüyor. Buna ek olarak da geçmişteki teknoloji şirketlerinin şaşalı başarı hikayelerinden dolayı elindeki parayı yatırım yaparak kullanmak isteyen insanlar ve bu insanların diledikleri yatırımları gerçekleştirmek vaadiyle onlardan büyük miktarlarda para toplamış fonlar var. Ve bu fonlar kasalarında duran para ile yatırım yaptıkları sürece komisyonlarını aldıkları için önlerine gelen start-up’lara yatırım yapma konusunda yüksek derecede insiyatifleri var. Kısacası Ray Dalio’nun deyimiyle “Money is free for those who are creditworthy” (Krediye layık olanlar için para ücretsizdir). ~n