Otobüse Binmeyi Neden Sevmiyoruz?

Trene binme deneyiminiz ile otobüse binme deneyiminize "0 - Hiç keyifli değil" ve "10 - İnanılmaz keyifli" arasında bir keyif notu vermeniz gerekse ne verirdiniz?


Benim için trene binmek çok keyifli bir deneyim. (10 üzerinden 8 verebilirim.) Bir kere tren dakik bir araç. İster şehirler arası olsun, ister şehiriçi metro ya da tramvay, saat 18:23’de orada olacağı belirtilirse, saat 18:23’de orada oluyor. İstanbul’da ya da Paris’te metro platformuna indiğimde X dakika sonra trenin orada olacağını bilmek bana bir huzur veriyor. Tren gelene kadar müzik dinlemek ya da kitabımı okumak bir keyif. Bir köşecik bulup oturmak bazen mümkün oluyor. Ya da etrafımdaki insanları izlemek, düşüncelerimde kaybolmak. Avrupa’da şehirlerarası bir hızlı trende ise, tren kalkmadan sadece 15 dakika önce garda olmak, beni bekleyen trende bana ayırtılmış koltuğuma oturup kitabımı okurken trenin kalkmasını beklemek, tren kalkınca pencereden akıp giden şehri izlemek ve maksimum 2-3 saat sonra varacağım yere varmak apayrı bir keyif. (Stres ve ter içerisinde tren kaçırmışlığım var tabii ki ama oraya girmiyorum şimdi.)


Otobüsüne binmek istediğim tek şehir ise Londra sanırım. Bir kere o büyük kırmızı kutucuk çok şeker, ama onun da ötesinde, otobüsler dakik, ve duraklarda dakika geri sayımı yapan panolar var. Sonra genelde boş otobüsler, ve oturmak mümkün. Otobüs çift katlıysa üst kata çıkmak ve sokakları yukarıdan izlemek tatlı bir his. Sonra otobüs nereye gideceğini söylüyorsa oraya gidiyor. İstanbul ya da Paris otobüsleri gibi “Bugün bu durak kapalı abla” vb keyifsiz sürprizler yok.  


Ama Londra benim için sadece arada gittiğim bir şehir, ve bugüne kadar uzun süreli yaşadığım tüm şehirlerde otobüs diyince benim aklıma genelde kötü hava koşullarında ne zaman geleceği belirsiz otobüsü ayakta beklemek, minnacık durak çatısı altında beş kişi köşe kapmaca oynamak, sonra o otobüsün gelmemesi, sürekli bakınıp durmak, sormak soruşturmak geliyor. Şehri yerin altından ziyade üzerinden izleyerek gitmek tabii ki daha keyifli ama bu aynı zamanda milyon tane arabanın arasında bitmek bilmez şehir trafiği demek oluyor. 


Kısacası vaktim bolsa, telaşım yoksa, gideceğim mesafe kısaysa, hava güzelse, trafik azsa ve ben bedenen Londra’daysam otobüse binmek hoş bir deneyim ama genelde bu koşulların hepsini sağlayamıyorum. 😄


Monocle’ın Eylül sayısında okuduğuma göre böyle hisseden bir tek ben değilmişim. Nic Monisse, derginin toplu taşıma inovasyonlarını listelediği bir sekmesindeki kısa yazısına “Otobüs durakları toplu taşımayı beklemek için en az çekici yerlerden biri olabilir.” diyerek başlamış. Ve şöyle devam etmiş: “Otobüs durakları tabii ki kiosklar ve gazete dağıtım kutularıyla dolup taşan tren durakları kadar ilgi görmüyor. Bu yüzden de o otobüsü bekleme süresi sanki hiç bitmiyor.


Yapılan birçok araştırmada otobüsün bir toplu taşıma aracı olarak çok tercih edilmemesinin sebebi olarak bu tatsız otobüs bekleme deneyimi bulunmuş. Belediyeler ise endişeli çünkü arabalarla tıkalı yolları açmanın tek yolu otobüslerin daha çok kullanılması.


Avrupalı ulaşım ajansları artık otobüs duraklarına kafeler veya bisiklet onarım mağazaları inşa etmeye başlamış. İşte bakın kendine ait kafesiyle daha canlı bir hal alan Freiburg (Almanya) Europaplatz otobüs durağı.


Alman J Mayer H mimarlık bürosu tarafından inşa edilen tramvay ve otobüs durağı Freiburg Europaplatz
Kafeden otobüse hoplamak

Peki sizin beklemekten hoşlanmadığınız otobüs ve ayağınızı sürüyerek gittiğiniz otobüs durağı hangisi? Bir sihirli değneğiniz olsa ya da belediye tarafından desteklenen yetenekli bir mimar olsanız, siz o durağa ne inşa eder, bekleme deneyiminizi nasıl daha keyifli hale getirirdiniz? ~z