Sebepsiz Mutluluk

Sevgili mindfulness (şefkatli farkındalık) öğretmenim Tara Brach, yeni kitabı Trusting The Gold (İçinizdeki İyiliğe Güvenmek) kitabında şöyle bir hikaye anlatıyor:


"Potomac Nehri'nin inişli çıkışlı patikalarında mutluluk hakkında çok şey öğrendim. Bir zamanlar bir yürüyüşün nasıl en iyi yürüyüş olacağı konusunda çok net kriterlerim vardı: yılın en sevdiğim zamanı (ilk bahar), tercih ettiğim hava koşulları (güneşli, yumuşak), en iyi yürüyüş zamanı (gün doğumu, gün batımı), etraftaki insan sayısı (sıfır).


Bir kunduz ya da kuğu gibi olağandışı bir şey görmek özel bir değer taşırdı. Ve en nihayetinde, yürüyüşler kendimi hafif, çevik ve ağrısız hissettiğimde en iyisiydi. Ah, tüm kutular işaretlendiğinde ruhum nasıl da yükselir, minnettar ve mutlu olurdu. Ancak ideal parametrelerimden bazıları karşılanmadığında - soğuk çiseleyen yağmurlu günlerde veya pazar kalabalığında veya dizlerim ağrıdığında - şikayetlerin ne kadar kolayca gelebileceğini fark etmeye başladım.


Bir akşam yürüyüşe çıktığımda, sonunda anladım. Ufukta beliren görkemli dolunayı kutlarken bariz olan şeyi fark ettim: İdeal yürüyüş tercihlerimi yerine getirmeme bağlı olan mutluluk, Ay sadece dolunay halindeyken mutlu olmak gibi bir şeydi!


Budist öğretilerinde iki tür mutluluk vardır. Biri, hayat bizim istediğimiz gibi gittiğinde ortaya çıkar - güzel hava, sevgi dolu ve uyumlu ilişkiler, işte başarı, bedenlerimizin iyi hissetmesi. Bu tür bir mutluluk, Yolunda Giden Şeyler'e bağlıdır. Diğer tür - Sebepsiz Mutluluk - hayatımızda neler olduğuna bağlı değildir, koşulsuz bir mevcudiyet, uyanık, açık bir farkındalık içinde dinlenirken kalbimizin özgürlüğüdür. O an ne oluyorsa olsun, aslında her şeyin yolunda olduğunu sezmektir.


Dolunaya bakarken yaşadığım farkındalık sonrası, Sebepsiz Mutluluk yürüyüşlerime daha çok sızmaya başladı. Kendimi soğuk, gri günlerde bile doğal güzelliği takdir ederken, patikaların kalabalık olduğu zamanlarda dostluk duygusunun tadını çıkarırken, acıyan eklemlerime cesaret kırmak yerine şefkatle bakarken yakalıyordum.


Bir gün karın ağrısı ve yapılacaklar listem hakkında biraz endişeyle yürüyüşe çıktım (ideal değil). Dik, buzlu bir patikadan çıktım (tercihim değildir) ve tepeye ulaştığımda birinin yere bir ambalaj düşürmüş olduğunu gördüm (çöp, kötü). Etrafa bakmak için durduğumda, bu tatsızlığa rağmen gerçekte nasıl hissettiğimi değerlendirdim. Fark ettiğim şey beni etkiledi. Her şeyin nasıl olduğu umurumda değildi - bu, herhangi bir yürüyüş kadar iyi bir yürüyüştü. Ve mutlu hissediyordum. Sebepsiz Mutlu. O andaki deneyimime baktığımda, mutluluğun sadece mevcut olmaktan ve farkında olmaktan kaynaklandığını görebiliyordum. Ve bu mevcudiyetle birlikte, içimdeki ve etrafımdaki hayata, oldukları halleriyle, aidiyet duygusu hissetmeye başladım. Fiziksel rahatsızlığımı ve endişemi fark edebilirdim, çöpü yerden alabilirdim ve yine de, temelde, bir esenlik hissedebilirdim.


Günlük yürüyüşlerim birçok hoşlukla devam ederken, Sebepsiz Mutluluk deneyimimin hayatımın diğer kısımlarına yayıldığını farkettim - başkalarından koptuğumu hissettiğimdeki acı, bir şeyde başarısız olmaktan endişe duyduğumdaki anksiyete, zorluk çeken insanlar için hissettiğim korku ve keder, gezegenimiz Dünya için duyduğum üzüntü. Bu deneyimler koşulsuz ve şefkatli bir mevcudiyet içerisinde taşındığında, temel bir esenlik hali devam eder. Olan biten her şeye, Ay'ın her evresine kalbimizde yer açabilmek, bizi Sebepsiz Mutluluk'un özgürlüğüne açar."


Tara Brach'ın bahsettiği bu Sebepsiz Mutluluk'u ben de son yıllarda, pratiğim derinleştikçe, gittikçe artan bir şekilde deneyimliyorum. İlk çok net hatırladığım sefer sanırım 2016'da idi. Arkadaşım Esra ile Paris'te bir arabaya binmiş, eve gidiyorduk. Camdan dışarı bakarken birden bir mevcudiyet buldum durduk yere. Farkındalığım açıldı ve içimde bir ses "Her şey olması gerektiği gibi" dedi. Aslında her şey olması gerektiği gibi değildi. Ama o an içimde olan biteni değiştirme çabası bulamamış, sürekli hissettiğim bu yorucu çabanın yokluğunu hissedivermiştim.


Geçenlerde bir Cumartesi günü de, biraz güneşlenmek için kitabımla dışarı çıktım, oturdum. Aslında birçok şeyin yolunda gitmediği bir gündü: hastaydım (boğazım çok acıyordu, sesim kısıktı, çok yorgun hissediyordum), hem işin hem de hayatımın yoğunluğundan ve bitmeyen yapılacaklar listemden çok bıkmış durumdaydım, olmak istediğim evde ve yerde değildim. Fakat kitabım, babaannemden kalan şalım ve sıcak çayımla güneşin altına oturduğumda, birden bire derin bir mevcudiyet hissi sardı bedenimi. Fark etmeye başladım. Kuşlar ötüyordu. Gökyüzü apaçık ve maviydi. Güneş saçlarımı az az ısıtıyordu. Kitabım çok güzeldi. Hava çok temiz; sıcak bir sonbahar günü. Ve ben, bir esenlik hissediyordum. Bu esenliğin kuşlar, güneş, gökyüzü ve ısınmakla bir ilgisi yoktu (koşullara bağlı değildi). Aslında zaten orada olan, derinde, devamlı bir histi. Ben bu esenliği mevcudiyet bulduğumda ve farkındalığım açıldığında hissetmiştim sadece.


Bugün de Instagram'da şu küçük kızın hikayesini gördüm: "Kızım 2 yaşında ve mutlu olduğu anlarda "MUTLU" diye bağırıyor. Oturup oyuncaklarıyla oynarken ya da tost yerden "MUTLU" diye bağırıp evrene iyi bir iş çıkardığını söylemesinden daha saf bir şey yok."



Eğer dilersiniz siz de gözlerinizi kapayıp küçük bir içsel araştırma yapabilirsiniz:


En son kendimi ne zaman mutlu hissettim? Bu mutluluk Yolunda Giden Şeyler'e mi bağlıydı? Yoksa Sebepsiz Mutluluk muydu?


Hangi anlarda Yolunda Giden Şeyler'den mutlu oluyorum? Bu tip mutluluk bedenimde ve ruhumda nasıl hisler yaratıyor? Nasıl izler bırakıyor?


Hangi anlarda Sebepsiz Mutluluk yaşıyorum? Bu tip mutluluk bedenimde ve ruhumda nasıl hisler yaratıyor? Nasıl izler bırakıyor?


Birden bire kendimi mevcut hissettiğim, farkındalığımın arttığı anlar oluyor mu? O anların nasıl bir tadı var? O anlarda yaşadığım şey bir esenlik hissi olabilir mi?


Aslında ben birçok şeyin yolunda gitmediğini düşünür, endişelenir, çabalarken, derinde, devamlı bir esenlik hissediyor olabilir miyim?



Son beş senedir, Ece de Nazlı da ben de birçok değişim ve zorluk yaşadık. Fakat fotoğraflara baktıkça hatırlıyorum ki, aslında zaman zaman, bizim var ve farkında olmamızla birlikte yüzeye çıkan bir esenlik halimiz de varmış. 😊

Paris'te bir Noel panayırında, tüm soğuğa ve kalabalığa rağmen mutluyduk. ❤️ Yıl 2016.

Ece'yi Alpler'de yürüyüşe götürdüğümüz bir yaz günüydü. "Bak çok üşürsün böyle, inceciksin" dedik, "Üşümem" dedi, ve tabii ki çok üşüdü. 😂 Sebepsiz mutluyduk o yürüyüşte onun donuyor olmasına rağmen. Doğanın bize esenliğimizi hatırlatan bir etkisi olabiliyor.

Bu da Londra'da bir restoranın tuvaletine biri Nazlı kalp Zeynep yazmış diye mutlu olduğumuz bir an 😂

Eğer bu hikayeler sizde bir şeyler çağrıştırdıysa bize yazın o esen hissettiğiniz anların hikayesini. Sebepsiz Mutluluk'unuz eksik olmasın. ❤️ ~z

Image by Paul Weaver

Haftaya pazar e-mail kutunuzdayız!